Türk Dili ve Tarihi Yobazların Saldırısı Altında
Bu yazıyı okuyanlar önce şunları okudular:
Karşıdevrim ağır taşlarıyla "tower"lar dikiyor; "maşallah"la "okey" arasında gidip gelerek "vizyon" ve "misyon"unu pekiştiriyor; "gücünü milletten alan modern Türkiye'nin temelleri"ni oynatıyor. Bu temel kolay kolay yıkılmaz; ama... "Susma, sustukça sıra sana gelecek" sözü söz olmaktan çıktı. Sözde aydınların çığırtkanlığını yaptığı ileri demokrasi hızlandıkça gerçek aydınların suskunlaşması çok acı, çok...
İktidar, 12 Eylülcülerin yaptıklarını bile yeterli bulmamış olacak ki Başbakanlığa bağlı Türk Tarih ve Dil Kurumlarının işlevlerini KHK (Kanun Hükmünde Kararname) ile yok ederek tarihe gömdü. Sayın Cumhurbaşkanı, 10 Kasım 2011de Atatürkü anma toplantısında yaptığı konuşmada şunları söylemişti:
( ) Şunu gururla ifade etmek isterim ki: İnsanlık Atatürkün eserine, gerçekleştirdiği dönüşümlere, ülkenin kurtuluşu ve milletimizin yücelmesi için verdiği mücadeleye bugün büyük bir hayranlık duymaktadır.
Mustafa Kemal, gerek savaş senelerinde gerek savaş sonrasındaki adımlarıyla, milli egemenlik ilkesine dayanan, gücünü milletten alan modern Türkiyenin temellerini atmıştır.
Atatürk fikri ve kurumsal manada yeni bir devletin kurulması için çalışmalarını yürütürken bir bakıma geleceğin Türkiyesini de planlamıştır. ( )
Bu sözlere, kullanılan karma dile eleştirimizi koruyarak katılıyoruz; ne ki bu sözlerin içtenlikli olduğuna inanmak kolay değil. Çünkü söylenen sözlerle sergilenen eylemler inanmamıza engel oluyor. Atatürk, milli egemenlik ilkesine dayanan, gücünü milletten alan modern Türkiyenin temellerini atmıştı ve gerçekleştirdiği reformları meşru bir temele oturtmaya çalışması, Onun devlet adamı ve liderlik vasfının yanı sıra milletimize duyduğu güveni de ortaya koymaktaydı; ama gerçekleştirdiği devrimler birer birer siliniyor.
Geleceğin Türkiyesi
Atatürk, ordusu dağıtılmasına, büyük bölümü işgal edilmesine rağmen, onca yoksulluk içindeyken ülkesi ve bağımsızlığı için savaşmayı göze alan ulusuna güvenmişti; ulusu da ona... Çok acı, ortalama doksan sene ilkin Atatürke inananların torunları bugün, Atatürkün en büyük eseri saydığı Cumhuriyetle ve Atatürkle hesaplaşanlara inanıyor.
Evet, 20. yüzyılı Türkiye Cumhuriyetiyle karşılayan büyük devrimci Atatürk, bütün dünyanın hayranlığını kazanmıştı; gelin görün ki bu gerçeği sözde bırakan anlayışın, Atatürkün Geleceğin Türkiyesini yaratan devrimlerine inandığını söyleyemeyiz. 12 Eylülün hukuk tanımayan aymazları, Atatürkün dernek olarak kurduğu, siyasanın güdümüne girmemesi için kalıtından pay ayırdığı Türk Tarih ve Dil Kurumlarını yasa zoruyla kapattılar.
Bu hukuksuzluğa, bilime ve hukukun üstünlüğüne inanan gerçek aydınlar tepki verirken sözde aydınlar ellerini ovuşturdular; dahası Türkiye Cumhuriyetinin kurucusunun kalıtına, kurduğu derneklerin adına, malvarlığına yasa zoruyla el koyan 12 Eylülcülerin buyruğu altında, hukuk dışı yapılarda bilimci, sanatçı kimlikleriyle boy gösterdiler. Yapılar yayla gibi, para boldu; Atatürk kalıtı mirasyedi mantığıyla kullanıldı.
51 yıllık tertemiz yaşam
Kenan Evren, Atatürkün kurduğu Türk Dil Kurumuna önyargılı denetçilerini salmış, kurumun görevlerini, Atatürkün kalıtını kötüye kullandığına dair bir şeyler bulunmasını buyurmuştu. Kaşları çatık denetçiler yolsuz, haksız kullanılan tek kuruş, görevlerin tüzük dışı kullanıldığını gösteren tek bir işlem ve eylem bulamadı. Dahası, Bunca yer denetledik, bu denli temiz, disiplinli bir yer görmedik diyerek ayrıldılar. Atatürk kurumunun 51 yıllık yaşamı, tertemizdi. Oysa Kenan Evrenin Başbakanlığa bağlı resmi kurumunda milyonlarca liralık yolsuzluk yapıldığı yargıyla saptandı.
Yolsuzlukla suçlayarak Atatürk kurumlarını yok edemeyen 12 Eylül kafasının yapacağı tek bir iş kalmıştı; hukuk dışı yolla içinde (yalnızca on-on beş duyarlı, hukuku tanıyan, onurlu kişinin bulunduğu), büyük çoğunluğu Atatürke ve devrimlerine düşman Danışma Meclisinden yasa çıkarmak... Tahsin Şahinkayanın hazırladığı taslak alkışlar arasında yasalaştı. Kurumları kapatan günün bayram olmasını öneren, 12 Eylülden ilkin devrimci olan, 12 Eylül sonrasında inkılapçılığa soyunan, adının önündeki profesör sanıyla bireysel çıkar artışını katlayan aymazlar bile vardı.
Sayın Cumhurbaşkanı, 10 Kasım 2011de, İnsanlık Atatürkün eserine, gerçekleştirdiği dönüşümlere, ülkenin kurtuluşu ve milletimizin yücelmesi için verdiği mücadeleye bugün büyük bir hayranlık duymaktadır dedikten sonra, Atatürke, bırakın hayranlık duymayı, nokta kadar saygı duymayan, hem Türk Devriminin kazanımlarını kullanan, hem devrimleri tersyüz etmeye kalkışanları Atatürk kurumlarına atıyor. Üniversitelerde tamamlanmak üzere olan karşıdevrim, Atatürk kurumlarının da yok edilmesiyle ivme kazanmış durumdadır.
Yaklaşık on sene önce, kimileri iktidarın kimi uygulamalarında çelişki buluyordu. Başından beri hiçbir uygulamada, hiçbir eylemde çelişki yok, her şey açık; tersine ağır ağır atılan adımlar hızlandırıldı. Hedef belli; hâlâ göremeyen varsa, asıl çelişki budur.
1923 Cumhuriyetinin kazanımlarından biri değil, birkaçı her gün hızla koparılıyor.
Türk Dil Kurumu, 17 Ağustos 1983te devlet dairesi yapılmasına rağmen, 1983ten önceki kurumun bilimsel kalıtını kullanıyor; göstermelik de olsa sözcük türetiyor; Türk İslam sentezcilerini mutlu kılma çabası gösteriyordu. TDK yönetimi, 1983-2002 arasındaki koalisyonların bir ortağına yakın durdu; Evrenli yıllarda buyrukları dinledi; sözcük yasaklayanlara destek verdi; devrim gibi sözcüklerin anlamını, ölçünlü dil ve yazım kurallarını bozdu.
Tüm yanlışları MEB eliyle eğitim kurum ve kurallarına yansıdı. 2002den sonra bütünüyle iktidara yaslandı. İktidar büyüklerinin himayesiyle etkinlikler düzenleyerek, Fethullah Gülenin Türkçe Olimpiyatlarında etkin görev ve ödül alarak; AKPli milletvekilleriyle dernek kurarak, Milli Eğitim Komisyonlarında dilde devrim olmaz diyenlere arka çıkarak, Türkiye Türkçesine ışık tutmayan yandaş kitapları basarak yürürken olan oldu. Karşıdevrimde biraz kavramı yoktur; hep bana anlayışı baskındır. Olup bitenlere bakınca Atatürkün ne denli ileri görüşlü bir önder olduğunu daha iyi anlıyoruz.
Dil ile din arasındaki köprü
Türk Tarih ve Dil Kurumlarının yok edilmesi, ulusun tarih ve dil bilincinin yol edilmesi anlamı taşır. Yabancı dille öğretimin (İngilizcenin) yaygınlaşması, ilkokullara Arapça ve sosyal bilim liselerine Osmanlıca dersi konması; ülkeyi saran yabancı adlandırmaya merkezi ve yerel yönetimlerin suskun kalması, üniversitelerin dil ve bilim kaygısı taşımaması; resmi dilin ve Türk abecesinin gelişigüzel tartışılması...
Karşıdevrim ağır taşlarıyla towerlar dikiyor; maşallahla okey arasında gidip gelerek vizyon ve misyonunu pekiştiriyor; gücünü milletten alan modern Türkiyenin temellerini oynatıyor. Bu temel kolay kolay yıkılmaz; ama... Susma, sustukça sıra sana gelecek sözü söz olmaktan çıktı. Sözde aydınların çığırtkanlığını yaptığı ileri demokrasi hızlandıkça gerçek aydınların suskunlaşması çok acı, çok...
Kaynak: "Yok Edilen Atatürk Kurumları Değil, Ulusun Dil ve Tarih Bilincidir...", Sevgi Özel, Cumhuriyet Gazetesi, 27 Aralık 2011, syf. 2.
Şimdi bir de ilgili bu yazıya bakmanızı öneririm:
Çevrilebilir Yazı YazmakSevgi Özel
Takip edilmekten korkmuyoruz!.. Takip için tıklayın: twitter.com/bilimbilmek
Anahtar sözcükler: Türk bilimi, Türkiye'de bilim, siyaset, akp, Türk Tarih Kurumu, türk dil kurumu
Benzer Yazılar
- Çevrilebilir Yazı Yazmak
- Bilişimde Özenli Türkçe
- Matematik + Bilim + Gönül = Gerçek İnsan
- Fransa'ya Boykot için Fransız Ürün, Marka ve Malları
- Türk Bilim Adamı Evliya Çelebi
- Türkçe'nin Kullanımı ve Bilim
Sevgi Özel'in Makalelerinden Bir Örnek
Referans bilgisi: "Türk Dili ve Tarihi Yobazların Saldırısı Altında", 2011 , Bilim Bilmek sitesi, http://www.bilimbilmek.com/tr/turk-dili-ve-tarihi-yobazlarin-saldirisi-altinda.html
Bu sayfayı Facebook'ta paylaşın.
Bu sayfayı Twitter'da paylaşın.
