Türk Bilim Adamı Evliya Çelebi
Bu yazıyı okuyanlar önce şunları okudular:
"Osmanlı-Türk uygarlığını yaratan ulusu, işi gücü, eğlencesi, bilgisi, inanı, huyu, gidişi, kısaca bütün yükseklikleri ve küçüklükleriyle temsil edebilecek önemde bir yazar çıkarmak, alt yüz senede nesrimize ama bir kere nasip olmuştur: O da Evliya Çelebi'nin eseridir. Dilimizin de düşünce dünyamızın da tek büyük klasiği odur..." -- Orhan Burian, 1950.
UNESCO, dil, halk bilimi, sanat tarihi, topografya, dinler tarihi ve yerel tarih araştırmalarının en önemli kaynaklarından olan seyahatnamesiyle meşhur Evliya Çelebi'yi 2011 senesinde anılmaya değer gördü. Dolayısıyla Evliya, doğumunun 400. senesinde ülkesine ve insanlığa hizmet edenler arasına katılmak onuruna kavuştu. Şimdiye kadar anılmaya değer görülen Atatürk, Farabi, İbni Sina, Tevfik Fikret, Hasan Âli Yücel yanında, Doğu'nun büyükleri arasına o da katıldı.
Osmanlı İmparatorluğu Evliya Çelebi'nin Farkında Bile Değildi
Niçin Evliya Çelebi? Evliya, XVII. Yüzyılda, yani imparatorluğun en olgun döneminde yaşadı (Doğumu 25 Mart 1611, İstanbul - Ölümü 1682, Mısır). Ondaki seyahat tutkusu kendisini, ülkeyi her yönüyle, tanımaya ve tanıtmaya sürükledi. Bütün gördüklerini, gezdiği yerleri, kentleri, anıtları, kitabeleri, insanları, alışkanlıkları, dilleri vb. ayrıntılı olarak inceledi.O döneme kadar Türkiyede böyle bir adam yaşamadığı gibi daha sonra da bir eşi görülmedi. Kırk sene süren yolculuklarını nefes kesecek bir anlatımla yazdı.
Mısır'da öldükten sonra eseri İstanbul'a getirildi. Birkaç kopyası çıkartıldı. Bütün yazmalar, İstanbulda birkaç kütüphanenin tozlu rafları arasına kapatıldı. Bu sebeple yazdıkları, söyledikleri, anlattıkları hiç kimsenin dikkatini çekmedi. Oldukça şaşılacak bir şey. Devletle iç içe olan Evliyanın üst düzeyde tanıdıkları da vardı. Bunlardan hiçbirinin onun ne yaptığını sorgulamak akıllarından geçmedi ne yazık ki! Bu sebeple eseri XIX. yüzyıla kadar bilinmedi. Eğer bilinseydi, okunsaydı ve incelenseydi Osmanlı İmparatorluğunda bir zihniyet değişikliğine yol açabileceğine kuşku yoktur.
Evliya'yı keşfeden Hammer oldu. Ancak o zaman eserin niteliği pek anlaşılamadı. Onun, her şeyi abartan, yalan yanlış şeyler yazan biri olduğu sanıldı. Ama kimi bilim insanları Tchihatcheff (Çihaçef) gibi Seyahatnamenin değerini anladılar. Eser, 1898 senesinde yayıncı Ahmet Cevdetin (tarihçi Cevdet Paşa değil) özverisi, Necip Asımın çabalarıyla yayına girdi.İmparatorluk döneminde 6 cildi eksik ve boşluklarla yayımlanan Seyahatnamenin 7 ve 8. ciltleri Cumhuriyetin ilk senelerinde Kilisli Rıfat Bilgenin büyük çabalarıyla basıldı. Bu yayın, Prof. Dankoffun deyimiyle, en mükemmel noktaya ulaşmıştı. Aynı duyarlılık, yeni harflerle basılan 9. ve 10. ciltlerde gösterilemedi. Bugün bu sorunların aşılması hepimize mutluluk vermektedir.
Cavit Baysun'u Unutmayın
Evliya Çelebi, içinde bulunduğumuz senede bir dizi etkinliklerle anılıyor. Açık oturumlar, kongreler, sempozyumlar, yayınlar vb. birbirini izliyor. Evliya Çelebi hakkında hiçbir bilgisi olmayanlar da TV kanallarında uzmanları sorguya çekiyor. Onun hakkında bugün yapılanlar sorgulanıyor. Ama geçmişte yapılanlar hiç dile getirilmiyor ve anılmıyor.Sözgelimi, Evliya Çelebi hakkında en son derece önemli bir makaleyi kaleme alan ve bugün söylenenleri bundan 60-70 sene ilkin dile getirmiş olan rahmetli Prof. Cavit Baysunun adını anan yok. İslam Ansiklopedisindeki bu makalesini, daha sonraki araştırmalarıyla tamamlayan Baysun, Evliyanın her gittiği yerde imzasını bıraktığını ilk defa dile getirdi. Öğrencisi Meşkûre Eren, Seyahatnamenin 1.cildinin kaynakları üzerine yaptığı teziyle de ilk defa bu eserin birtakım kaynaklara dayandığını gösterdi.
Fransız tarihçisi Prof. Mantran da XVII. yüzyılın ikinci yarısında İstanbulun kurumsal, iktisadi ve sosyal tarihini incelerken eserin ilk cildini esas aldı. Dolayısıyla Seyahatnamenin Türkiyenin sosyal, iktisadi ve kurumsal tarihi açısından ne kadar önemli bir kaynak olduğunu göstermiş oldu.
Evliya'nın dil konusundaki birikimine hayran olmamak elde değil. Grekçe ve Latinceyi bildiğini söyler. Her iki dilde yazılmış kitabeleri ayırt edebiliyordu. Ama Roma ve Bizans tarihleri konusundaki bilgisi yetersiz ve sistemsizdir. Anadoluda konuşulan Türkçenin hâlâ arkaik sözcükler içerdiğine tanık olmuştu. İmparatorlukta konuşulan her dille ilgilenmiş ve bunlardan örnekler vermiştir.
Dahası, Evliya, Prof. Lewis'in belirttiği gibi Avrupa dilleriyle de ilgilendi. Viyanaya gittiği zaman, Avusturya halkının Macarca ve Almanca olmak üzere iki ayrı dil konuştuklarını sezdi. Hatta Nemçelilerin dilinin çok daha zor olduğunu ve bunun da Farsça sözcüklerden kaynaklandığını söylüyor. Üstelik Evliya, Frenklerle çok rahat iletişim kurduğunu da yazar. Süleymaniyeyi gezen Frenklere çevirmenlik yaptığını özellikle vurgular.
Unutmamak gerekir ki Evliya bunları yazdığı zaman hiçbir Batı dilinin Türkçede herhangi bir sözlüğü yoktu.
Evliya Çelebi Bilgisizliğe Düşman İdi
Evliya, bilgisizliğin karşısındadır. Bu gibi insanlarla ince ince alay etmekten çekinmez. Rasathanenin yıkılması için gelen hükmü, orada hiç kimsenin okuyamaması, bunu ama kapıcının okuyabilmesi şaşırtıcıdır. Ulemanın, bu rasathanenin bulunduğu yerin düşmanın istilasına uğrayacağını söylemesini de pek hayra yormaz. Onların yakalım mı, bakalım mı, tıkalım mı, sıkalım mı? biçimlerinde okudukları, sözün aslı da yıkmaktır.1665 senesinde Bitlis Hanı Abdal Han'ın terekesinden çıkan Şehname'nin başına gelenler karşısında, Evliya'nın tepkisi, onun ne kadar cahilliğe karşı olduğunu açıkça göstermektedir. Evliya'nın defterini tuttuğu bu terekenin içinde bulunan müecevherlere değil, lakin bunların saklandığı, en son derece ince bir ustalıkla yapılmış çekmeceye büyük önem vermesi, onun ne kadar ince ruhlu biri olduğunu göstermektedir.
Evliya diyor ki bu paha biçilmez kitabın her yaprağını üstad bir ayda ama üretebilirken "Böyle bir edepsiz bir anda ağız salyasıyla mülevves ediyor" (kirletiyor). Üstelik Kadızade'nin "Papas yazısıdır, iyi ettim" demesi de hiç kimsenin hoşuna gitmedi. Hazır bulunanlar kendisine lanet okudular. Yediği dayak da yanına kâr kaldı.
Bu olayın yer aldığı Seyahatnamenin 4.cildi basıldığı zaman dönemin aydınları bu hoşgörüsüzlüğe büyük bir tepki gösterdi. Özellikle bu hoşgörüsüzlüğü kınayan Yunus Nadi de bir yazı kaleme aldı.
XVII. yüzyılda Batı dünyasında yolculuklar Anadoludan Asyaya, Avrupadan Atlantik ötesine kadar çok geniş bir alana yayılmıştı. Pek çok seyahatname basılıyor ve gün ışığına çıkıyordu. Avrupa aydınlarının kafası bu seyahatnamelerle zenginleşiyordu.
Osmanlı İmparatorluğu'nda ise bir tek Evliya çıktı, ama onun tanınması da ama birkaç yüzyılı buldu.
Kaynak: "Osmanlı'nın en büyüğü, ama keşfi 200 sene sonra oldu!", Zeki Arıkan, Cumhuriyet Bilim Teknik, 7 Ekim 2011, syf. 11
Şimdi bir de ilgili bu yazıya bakmanızı öneririm:
Türk Dili ve Tarihi Yobazların Saldırısı AltındaZeki Arıkan
Takip edilmekten korkmuyoruz!.. Takip için tıklayın: twitter.com/bilimbilmek
Anahtar sözcükler: Evliya Çelebi, Türkiye'de bilim, Türk bilim adamları
Benzer Yazılar
- Türk Dili ve Tarihi Yobazların Saldırısı Altında
- Eski Türk Yazıtları Konferansı - Konferans Video Kaydı
- Göster Kendini 2007 - Tasarım ve Buluş Yarışması
- Türkiye Türkçesinde Bilim Dili ve Terim Sorunu
- Çevrilebilir Yazı Yazmak
- El Biruni
Zeki Arıkan'ın Makalelerinden Bir Örnek
Referans bilgisi: "Türk Bilim Adamı Evliya Çelebi", 2011 , Bilim Bilmek sitesi, http://www.bilimbilmek.com/tr/turk-bilim-adami-evliya-celebi.html
Bu sayfayı Facebook'ta paylaşın.
Bu sayfayı Twitter'da paylaşın.
