Patent Mevzuatının Buluş Geliştirmedeki Faydalı ve Engelleyici Yönleri

 





Yoğun çaba, masraf ve zaman gerektiren başka bir deyişle önemli bir yatırım olan buluş çalışması, alınan patenti saklamak için veya tablo gibi duvara asmak için yapılacak ise kişi neden beynini zorlasın, kaynak harcasın ve sonucun ne olacağı belli olmayan meşakkatli araştırma ile yenilik geliştirsin?











 

İçindekiler:

  • "Teknoloji geliştiren beyine yüksek patent harçları balyoz gibi iniyor"
  • Türkiye'nin dövizlerini = kanını tüketen aşırı dışalımlar
  • Fikir ve sanat eserleri korumasındaki eşitsizlik
  • Dünya'da buluşların desteklenmesi
  • Talepler
  • Türkiye ekonomisi'nin güçlenmesinde buluşların önemi ve buluş sayısının artırılması gereği
  • Sanayi arsası sorunu
  • Ulusal patentlere yatırım ihracat teşvikleri sorunu
  • Patentli türk buluşlarını döviz kazandırıcı yatırıma özendirici teşvikler, organizasyonlar
  • Sanayi ve teknolojideki yeniden yapılanmada gümrük birliği'nin etkisi
  • Türkiye'nin bilim ve teknoloji politikası
  • Türkiye teknolojide ayırımlar ülkesi olmuştur

 

 

"TEKNOLOJİ GELİŞTİREN BEYİNE YÜKSEK PATENT HARÇLARI BALYOZ GİBİ İNİYOR"

Dıştan transfer edilen eski teknolojinin genelde dış rekabet gücünün bulunmaması, yenilerinin ise kısa süre sonra eskimesi ve teknoloji veren ülke tarafından dış satın kısıtlaması veya yasağı getirilmesi sorunlar yaratmakta ve Türkiye bu yoldan döviz kazanamamaktadır. Belli başlı buzdolabı üreticilerinin dış satımın yılda 4-5 milyon dolar gibi düşük düzeyde kalması bunun göstergesidir.

Türkiye başta kendi ulusal, yeni ve üstün teknolojisine dayanarak üreteceği uluslararası rekabet güçlü mallar ile dünya pazarına açılmak zorundadır. Bunun için Türkiye'nin ulusal yeni buluşlar geliştirmeye ve patent sayısını artırmaya hız vermesi kaçınılmazdır.

Kamu harcamalarının bütçeden karşılanması kuraldır. Türk Patent Enstitüsü'nün bütçesi yetersiz ise, patent üreticilerini cezalandırarak ve yakaladığını pataklayarak aşırı harç almak yerine ek bütçe yapılması gerekir.

Öte yandan kişilerin geliştirdikleri patentleri ellerinde tutarak toplum yararına kullanımı engelledikleri varsayımından yola çıkarak Türk Patent Enstitüsü 1995 yılından itibaren patent sahiplerinden her yıl artan oranda harç almak suretiyle, onları patentlerini üretime aktarmaya zorlayacağını hesap etmektedir. Bu görüş bütünüyle yanlıştır:


  1. Kişiyi buluş geliştirmeye iten dürtü, patenti değerlendirerek kendine iyi bir gelecek sağlama beklentisidir.

    Yoğun çaba, masraf ve zaman gerektiren başka bir deyişle önemli bir yatırım olan buluş çalışması, alınan patenti saklamak için veya tablo gibi duvara asmak için yapılacak ise kişi neden beynini zorlasın, kaynak harcasın ve sonucun ne olacağı belli olmayan meşakkatli araştırma ile yenilik geliştirsin?


  2. Patent sahibi buluşunun lisansını yerli sanayiciye devretmek veya ortaklaşa çalışmak istediğinde sanayiciler:


    • Dış fuarları dolaşarak gördükleri üç boyutlu ve mamul malların teknolojisini transfer ettiklerini,


    • Kağıt üzerinde, ne olduğu anlaşılmayan ve prototipi bulunmayan patentli buluşlarla ilgili fikir yürütmediklerini, dolayısıyla para yatırmanın riskli olduğunu belirtmektedirler.

      Türkiye'deki buluşlarla ilgili açılan sergilere hemen hiçbir sanayicinin, kapitalistin uğramadığı ve iş bağlantısı yapmadığı, gazete ilanlarına cevap vermediği görülmektedir. Büyük masrafı nedeniyle Türk buluşları dış fuarlarda tanıtılmamakta ve değerlendirilmemektedir.


  3. Son çare olarak kişi patentli buluşunu seri üretime aktarmak istediğinde karşısına kale duvarı gibi sert engeller çıkmaktadır;


    • Prototip geliştirme imkanı yoktur. KOSGEBin birkaç ilde kurduğu teknoloji merkezleri küçüktür ve yetersizdir; yerli buluşlar dışlanmaktadır. TÜBİTAK ise buluş yapıldıktan sonra prototip teşviği veremeyeceğini belirtmektedir, yasasında değişiklik gerekir.


    • Küçük sanayi sitelerinde atölye satış ve kira fiyatları astronomik olduğu için burada AR-GE ve seri üretim imkanı yoktur.


    • Kent çevrelerindeki ve organize sanayi bölgelerindeki toprak rantçılığı, toplu konut ve gecekondunun arsa yutması ve imar planlarında sanayi bölge alanlarının çok küçük tutulması gibi nedenlerle sanayi, arazi fiyatları her yıl korkunç derece artmaktadır.


    • Risk sermayesi şirketlerinin kurulması lafta kalmıştır.


    • KOBİ'lerin banka kredisi alma imkanı yok gibidir.

İşte yukarıda sayılan başlıca nedenlerden ötürü patentler uygulamaya aktarılmamaktadır.

Az sayıda patentin harcı devlete birkaç milyar lira getirebilir. Oysa patentlerin çoğaltılması ve uygulamaya aktarılması özendirilip, teşvik edilirse devlete trilyonlarca lira, döviz ve iş alanı kazandıracak rekabet güçlü üretim ortaya çıkacaktır. Dünyadaki uygulama da bu yöndedir. Gümrük Birliği'ne girildiğinde gelişmiş Avrupa teknolojisini karşısında yıkılmamak için başka çare yoktur.

Türkiye Gümrük Birliği'ne hazırlanmalı, ulusal teknoloji üretim alt yapısını güçlendirmelidir.

Teknoloji politikasını dünya standartlarında saptayarak ulusal teknolojisini etkin desteklemediği ve pazarını koruyacak ulusal, üstün teknolojisini daimi yenilemediği sürece Türkiye Gümrük Birliği'ne girdiğinde, ülke pazarı kapitülasyona benzer biçimde Avrupa'nın üstün teknolojisine ve kaliteli, ucuz mallarına açılacaktır. Bu durumda:


  1. Güçsüz teknolojisi nedeniyle ihracat yapamayan yerli sanayi, Avrupa malları karşısında iç pazarı da büyük ölçüde yitirerek darboğaza ve krize girecektir veya şirket pay çoğunluğu yabancı firmaların eline geçecek ve yerli sanayi yok olacaktır.


  2. Yerli sanayi yeterli döviz kazandıramayınca, turizm, tarım vb. sektörlerin kısıtlı döviz getirilen, ülke ihtiyaçlarına ve halkın hücum edeceği Avrupa mallarının alımına yetmeyince ne olacaktır?


  3. İthalat patlayınca Türkiye 60 milyar dolar dış borcuna, borç yüklemek zorunda kalacak ve döviz krizi meydana gelecektir.


  4. Döviz bunalımından dolayı Türkiye'nin kredibilitesi düşünce borç alınmayacak ve geçmişte yaşanmış hazin sona yönelinecektir.

 

TÜRKİYE'NİN DÖVİZLERİNİ = KANINI TÜKETEN AŞIRI DIŞALIMLAR


  1. Dıştan satın alınan Amerikan Sikorsky helikopterler ve diğer savunma araç-gereçlerine milyarlarca dolar harcamaktadır.


  2. Bu yıl (1995), eski F4 savaş uçaklarının modernizasyonu için İsrail ile anlaşma yapılmıştır ve bu ülkeye 600 milyon dolar ödenecektir.


  3. Bu yıl (1995), makinaları eskiyen tekstil sektörü, makinalarını yenilemek için İtalya'ya 500 milyon dolarlık tekstil makinası siparişi vermiştir.


  4. İş makinası vb. alımları için Türkiye dünyaya milyarlarca dolar döviz saçmaktadır.


  5. Bu yıl (1995), Türkiye Rusya'dan 19 adet genel maksat helikopteri satın almış ve karşılığında yüzmilyonlarca dolar ödemiştir. NATO standartlarına uymayan, yedek parça ve bakım sorunları bulunan helikopterler kullanılamayarak hangarlarda çürümeye terk edilmişlerdir.

Türkiye güçlükle kazandığı dövizini, dolarlarını hovardaca dışa saçarken ve çürük helikopterler alımları için heba ederken bu yıl TAI tesislerinde Türk mühendisleri tarafından ulusal teknoloji ile geliştirilen, dağlık arazide, yüksek basınçta uçabilen ve kısa piste inebilen, diğer ülkelerin beğenisini kazanan yerli uçak projesini gerçekleştirmek için gerekli 50 milyon dolarlık kaynak, "yeterli ödenek yok" gerekçesi ile aktarılmayınca proje askıya alınıyor.

Burada soruyorum, Türk hükümetleri askeri ve sivil araç-gereç dış alımı için diğer ülkelere milyarlarca doları her yıl saçarken yerli teknoloji için gerekli küçük ödenekleri neden esirgiyor?

5 milyon nüfuslu bir İsrail F4 savaş uçaklarının modernizasyonu teknolojisini öğreniyor da 65 milyon nüfuslu Türkiye'de hükümetler, Türkiye'nin bu alanda yeni teknoloji geliştirmesini neden organize etmiyorlar ve yeterli kaynak aktarmıyorlar? Bu çalışmaları neden zamanında planlayıp Türkiye'nin gelişmesini sağlamıyor ve ülkemizi dış teknolojiye muhtaç bırakıyorlar?

Diğer ülkelerde ve özellikle gelişmiş ülkelerde, ulusal teknoloji alt yapısını kurmayarak, AR-GE'ye yeterli kaynak aktarmayarak, göstermelik değil etkin AR-GE teşvikleri getirmeyerek, köhnemiş mevcut AR-GE kurumlarını rehabilite etmeyerek ülkeyi dış teknoloji boyunduruğuna sokan ve kendi ülkesinde, çok daha ucuza üretilmesini organize etmeyip, ülkenin kanını (dövizini) halktan toplanan vergileri, dolayısıyla ülkenin kaynaklarını müsrifçe askeri, sivil dış alımlara harcayan, halkın fakirleşmesi pahasına dış firmaları zengin eden ve diğer ülkelerin kalkınması için gerekli kaynağı fazlasıyla dışa aktaran hükümetlerin bir gün bile iktidarda kalmaları mümkün değildir.

Eğer hükümetler Türkiye'de ulusal buluş ve yeni teknoloji geliştirme ortamını oluşturabilselerdi ülke ihtiyaçlarını kendisi karşılayabilecek, dışa döviz kaçışı en aza indirecek ve ayrıca mal satışı ile döviz kazanabilecekti.

Kamu AR-GE kurumları kurarak buralarda oturan binlerce insana maaş bağlamanın Türkiye'ye yararının olmadığı, Türkiye'nin girdiği dış teknoloji boyunduruğundan bellidir.

Vakit geçmemiştir. Bu konuda 20 yıldan beri yaptığımız önerileri tekrarlıyoruz:

Buluş ve yeni teknoloji konusunda ciddi önlemler alınır, yeni organizasyonlar kurulur, mevcutları rehabilite edilir ve yeterli AR-GE kaynağı aktarılırsa Türkiye'nin tüm yukarıda saydığımız ihtiyaçlarını kendi beyin gücüne bağlı olarak karşılayamaması için hiçbir neden olmayacaktır. Çünkü Türkiye'de gayet iyi yetişmiş kaliteli beyin gücü mevcuttur. Gerek yurt dışında eğitim yapan gerek dışarıda çalışan yaratıcı beyinlerimiz Türkiye'nin beyin gücü ordusunu daha da güçlendirmektedirler. Anlaşılamayan şudur:

Hükümetler neden Türk mühendislerine, bilim ve buluş adamlarına ulusal yeni teknoloji geliştirme imkanı vermiyorlar ve kaynaklarımızı yabancı mühendislere aktarıyorlar?

Türk mühendisleri neden bir helikopter geliştirmesin? Bir helikopter motordan. pervaneden, gövdeden ve elektronik kumanda donanımı ile bombalardan oluşmaktadır. Bunun için elektronik, makina, metalürji, bilgisayar, uçak mühendisleri gereklidir ve Türkiye'de bu dalda mühendisler yetiştirildiği gibi çok değerli bilim adamları mevcuttur.

Biz, mühendislerimize helikopter yapmak için imkan vermediğimize göre bu insanlarımızı neden okutuyor ve eğitim masrafı yapıyoruz? Neden üniversiteler kuruyor ve harcamalar yapıyoruz? Amaç teknoloji üretmek için gerekli insan yetiştirmektir.

Biz kendi insanlarımızı hiç düşünmezken, diğer ülkeler Türkiye'ye verdikleri kredi karşılığı yüklendikleri işlerde belli sayıda kendi mühendislerinin ve insanlarının çalışmasını şart koşarak hem insanlarına iş imkanı yaratmakta hem de teknolojide gelişmelerine olanak sağlamaktadırlar. Bizim hükümetlerimizde ise hiç böyle bir kaygıya rastlanmamaktadır.

1960 yılındaki devrim otosunun macerası ibret vericidir. Otomobil 300 metre gidip, arızalanarak durunca, biz bu işi başaramayız ve yüzümüze gözümüze bulaştırırız denerek "kendine güvensizlik" ile bir hamlede projeden vazgeçildi. Oysa buluşlar ve yeni teknolojiler hemen daima başarısız çalışmaları, deneyleri izleyen yeni düşünce ve deneyler sonucu ortaya çıkmaktadır. Nitekim Edison ampulü icad ederken 5000 başarısız deney yapmıştı ama yılmadı ve sonunda aradığını buldu. Eğer 1960'lı yıllarda, kendine güvensizlik ile devrim otosu çalışmalarını durdurmadan devam etse idik. arızanın sebebini bularak giderecek, arabayı çalıştıracak ve bugün oto teknolojisinde Güney Kore gibi dünyada söz sahibi olabilecektik.

Atatürk Türk milletinin kendine güvensizliğini bildiği için "Türk, öğün, çalış, GÜVEN" demiştir.

"Yüksek patent harçları Türkiye'yi tümden dış teknoloji boyunduruğuna sokarak geleceğini karartacaktır."

Gelişmiş ülkelerde yılda 50-100 binler dolayında patent alınırken Türkiye'de yılda ancak 50-60 patent alınabilmektedir. Amerika'da son ikiyüz yıl içinde 4 milyon 600 bin buluşa patent alınmış. Türkiye'de aynı süredeki patent sayısı ise yirmiüç bindir ve bunların yirmi bini dıştan alınmıştır.

1995 yılı başlangıcında bir de bakıyoruz ki sanki Türkiye'de aşırı yüksek sayıda buluş geliştirilerek patenti alınıyormuş da, bu sayıyı düşürmek istercesine devlet korkunç derecede yüksek harç cezalan getirmiştir. 1994 yılında beşyüzbin TL. olan yıllık patent harcını devlet ikinci yıl itibariyle beş milyon TL.'ya çıkarmıştır. Bu harç patentin koruma yılına göre her yıl artmakta ve 20. koruma yılında bir patentin yıllık harcı 20 milyon lirayı bulmaktadır. Böylece bir patent için 20 yıl süresince buluş sahibi 150 milyon lira patent harcı ödemek zorundadır. Buna patent yenilik incelemesi için Avusturya'ya ödenecek 80 milyon lira karşılığı döviz de eklenirse bir patent için buluş adamı devlete 230 milyon lira harcı ceza olarak ödemek zorundadır.

Dünyada yapılan araştırmalara göre alınan her on patentin yaklaşık bir tanesinin üretime aktarılabildiği ve buluş adamına gelir sağladığı görülmektedir.

10 patenti olan buluş adamı devlete toplam 2-3 milyar lira harç ödeyecek ve ancak bir patentini değerlendirebilecektir. Acaba buluş adamı bir patentten 2-3 milyar lira kazanabilecek midir? Her durumda buluş adamı zarardadır. Görülmekledir ki ne kadar çok buluş ve dolayısıyla yeni teknoloji üretirsen o kadar çok para cezası vereceksin.

Altın yumurtlayan tavuk daha yumurtlarken boğazından sıkılarak öldürülmektedir. Patent almış olan Türk vatandaşları, bu derece acımasız ve yüksek patent harçlarını ödeyememektedirler. Bundan böyle yeni ulusal buluş geliştirilerek patentinin alınması son derece güçtür. Dolayısıyla yılda 60 dolayında alınan patent sayısı daha da düşecektir. Türkiye'nin ulusal teknolojisi olmayınca da dış teknoloji ülkeyi tümden boyunduruğu altına alacaktır. Ülkenin kaynaklan dışa akacak ve Türkiye daha da zayıflayacaktır.

İleriyi göremeyen bu tür kısır harç politikaları ülkeyi teknolojik ve ekonomik açıdan güçsüzleştirmektedir.

Devlet yüksek harç ile hazineye dış kaynaklı gelir sağlamak istemektedir. Çünkü Türkiye'de alınan yerli patentlerin 15-20 katı yabancı patent tescili yapılmaktadır. Yabancı patentlerden bir kaç milyar lira alacağım derken yerli buluş (yeni teknoloji) özel sektörü, yüksek patent harçlarından oluşan balyoz ile kafasına vurularak öldürülünce askeri, sivil ihtiyaçları için ülke herşeyi dıştan almak zorunda kalıyor ve dışa milyarlarca dolar para aktarıyor veya kredi alarak borçlanıyor. Öte yandan ulusal patentli buluş girdili sanayi üretiminden, tarımdan elde edebilecek büyük döviz ve vergi gelirinden ülke mahrum kalıyor.

Önemi dolayısıyla bir yandan AR-GE'yi teşvik kararları alınırken öte yandan buluş ve patent çalışmasına darbe vuracak aşırı yüksek harç politikaları uygulanmaktadır. Nitekim yeni patent yasasından önceki süre içinde patent harç borcu olanlardan, patentlerinin korunabilmesi için borca ek olarak %50 zamlı cezanın kısa zamanda ödenmesi istenmektedir. On milyonlarca lira tutan bu harç buluş adamlarını çok zorlamaktadır. Patent yasasının bu konudaki maddesi değiştirilmeli ve ek ceza kaldırılmalıdır.

Yüksek patent harçlarının kaldırılmasını ve indirilmesini istediğimizde TPE, diğer ülkelerdeki harçların bizden de yüksek olduğunu belirterek yüksek harçları savunmaktadır. Oysa:


  1. Özellikle gelişmiş ülkelerin milli geliri Türkiye'nin 10-20 kat üstündedir. Kişinin ödeme gücü vardır. Harcın dolar cinsinden dıştaki miktarın 20 kat altında olması gerekir.


  2. Buluşlar daha çok firma düzeyinde yapılmaktadır. Bunların ödeme gücü vardır.


  3. Ödeme gücü olmayan buluş adamları için sponsorluk kuruluşları vardır ve kişilere çeşitli destekler yapılmaktadır. Örneğin öğrenci, asker ve dar gelirli kesimin patent harcı düşürülmekte veya ertelenmektedir. Bugün Amerika ve Fransa bile patent sayısını artırmak için çeşitli harç destekleri uygulamaktadırlar ve uygulamaya çalışmaktadırlar.


  4. Gümrük dışı engeller gibi harç yükünü azaltmak için gizli teşvik vardır.


  5. Dünya yüksek patent harçlarını indirmek için yoğun çalışmalara başlamıştır.

 

FİKİR VE SANAT ESERLERİ KORUMASINDAKİ EŞİTSİZLİK

Heykel ve resim sanat eseridir ve bu eserlerin mülkiyet hakkı sanatçınındır. Edebiyat yapıtları, sinema, müzik, TV vb. yapıtlar sanatsal eserlerdir ve hepsi telif hakkı ile korunmaktadırlar. Fakat bu eserler satılarak veya çoğaltılıp satılarak bir gelir elde edilmeden sanatçı, yapımcı veya yazar devlete peşinen yüklü ve korkunç harç ödememektedir.

Buluş da fikir ürünüdür, bir teknik eserdir.

Sanat ve edebiyat gibi alanlarda üretilen, ancak daha satışı yapılmadan sanat ürünleri ve eserleri için sanatçı devlete hiçbir harç ödemezken buluş adamları geliştirdikleri fikir ürünü olan teknik buluşları ve eserler, karşılığında devlete korkunç harç cezası ödemek zorundadırlar.

Patent koruması ile buluşu, teknik eseri üretene tekel hakkı verildiği için yüksek patent harçları alınıyor gibi iddialar ortaya atılmaktadır. O zaman akla şu soru geliyor. Edebiyat ve sanat eserlerine de mi tekel hakkı veriliyor? Veriliyor ise neden buluşların korunması karşılığında alınan korkunç harçlar edebiyat ve sanat eserlerinin korunmasından alınmıyor? Görülmektedir ki patent ve telif hakları arasında tutarsızlık vardır. Bu kısa irdeleme göstermektedir ki dünya edebiyat ve sanatı gerçek anlamda koruyor ve destekliyor. Buluş ve yeni teknolojinin desteklenmesi ve korunmasındaki anlayış edebiyat ve sanat eserlerine oranla yaratıcı kişi ve kuruluşlara eşit olmayan büyük ve haksız yük getirmektedir. Bu haksız yükün aslında tüm dünyada kaldırılması gerekmektedir. İnsanlığın gelişmesi böylece daha hızlanacaktır.

 

DÜNYA'DA BULUŞLARIN DESTEKLENMESİ


  1. Ulusal Buluş Adamları Dernekleri'nin Desteklenmesi

    Uluslararası Buluş Adamları Dernekleri Federasyonu (IFIA) ile işbirliğinde Dünya Fikir Hakları Örgütü (WIPO) tarafından 1987 yılında yayınlanan Buluş Adamları Dernekleri Kılavuzunda, devletin buluş adamları derneklerini nasıl destekleyebileceğinin yolları gösterilmektedir. Devletler:


    • Buluş adamları derneklerinin kuruluşlarına destek vererek,


    • Toplantı yeri, ofis ve ofis malzemesi sağlayarak,


    • Dernek bütçesinin en az bir kısmını finanse ederek buluşları teşvik etmektedirler. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde dernek üyeleri güçlükle üye aidatını karşılayabilmektedirler ve bu sembolik olmaktan öte gidememektedir.


    • Rusya'da buluş adamları derneklerinin birlikleri (VOIR), buluşların değerlendirilmesinden kazanılan gelirin %0.3'ünü elde etmektedirler.


    • Yugoslavya, Filipinler gibi gelişmekte olan bazı ülkelerde ulusal buluş adamları derneklerine personel ve tanıtma gibi dolaylı finansman desteği sağlanmaktadır.


  2. Buluş Adamları'nın Desteklenmesi

    World Intellectual Property Organization (WIPO) = Dünya Fikir Hakları Örgütü ile International Federation of Inventors Association (IFIA) = Uluslararası Buluş Adamları Dernekleri Federasyonu tarafından 30 Mart - 3 Nisan 1992 tarihinde Cenevre'de düzenlenen "Buluşların Teşvik edilmesinde Hükümetlerin Sınai Mülkiyet Ofislerinin Rolü ve Uluslararası Buluş Adamları Dernekleri Federasyonu'nun Görüşleri" adlı uluslararası sempozyum raporunda:


    1. Avusturya'da öğrencilerin ve dar gelirli buluş adamlarının, Togo ve Çin'de öğrencilerin ve Mısır'da öğrenci ile ordu mensuplarının harç muafiyetinden veya indirimden yararlandıkları,


    2. Amerika ve Çin'de bireysel buluş adamlarından ve küçük işletmelerden çok düşük patent ücreti alındığı,


    3. Mısır ve Norveç'te, buluş adamlarının ciddi maddi sıkıntıda olması durumunda patent ücretlerinin ertelendiği,


    4. Daha yaratıcı teşvikler için güçlü dernekler tarafından lobiler yapıldığı: örneğin Amerikan Buluş Adamları Derneği tarafından, sınai mülkiyet ofisinin, harç ve ücret yerine buluşların gelirlerinden belli bir pay (royality) almasının ofise daha çok yarar sağlayacağı teklifinin ortaya atıldığı açıklanmaktadır.

Raporda. "Patent ücret sorunu çok önemlidir, çünkü ücret ne kadar yüksek olursa o kadar az sayıdaki buluş adamının serveti (geliri) onu karşılamaya yetecektir. Böylece daha az sayıda buluş adamı buluş çalışmasına heveslenecek, bu ise toplumun buluş eksikliğinin cezasını, eziyetini çekmesine ve patent sistemi kanalıyla toplum politikasının amacının saptırılmasına yol açacaktır. Dar gelirli buluş adamlarının ücretlerinin düşürülmesinin akılcı olduğu kabul edilmektedir.

Sınai mülkiyet ofislerinin yönetim harcamalarının karşılanması, varlıklı buluş adamlarının ücretlerinin az artırılması ve tüm değerli buluşların patent koruması altına alınmasını sağlamakla mümkündür" denmektedir.

Öte yandan Fransa ANWAR programı ile harçlarda önemli indirimler yaparak destekler getirmekte ve patent sayısını artırmaya çalışmaktadır.

 

TALEPLER


  1. Yeni yasa çıkararak veya yasa değişikliği yaparak yüksek harç yükü buluş adamının sırtından kaldırılmalıdır.


  2. Öğrenci, görevli, emekli, esnaf, küçük ve orta ölçekli sanayici serbest meslek sahibi gibi dar gelirli kesimden kaynaklanan patentlerin harcı kaldırılmalıdır. Paris Anlaşmasındaki eşitlik ve karşılıklılık ilkesi dolayısıyla aynı statüdeki yabancı parent tescilinden de durumda patent harcı alınmayacaktır. Ancak bu uygulamada Türkiye'nin patent harcından mahrum kalma dolayısıyla pek kaybı söz konusu olmayacaktır. Çünkü bu kesimin Türkiye'de tescil ettirdiği yabancı patent sayısının çok az olduğu görülmektedir.


  3. Patent yenilik incelemeleri, döviz ödenerek Avusturya ve Viyana'daki patent ofisinde yaptırmak yerine TPE tarafından sağlıklı, hızlı ve ücretsiz olarak yapılmalıdır.


  4. Bu amaçla TPE, dünyadaki tüm patentleri kapsayan patent arşivlerine bilgisayar ağı internet kanalıyla bağlanmalıdır ve buluş adamlarına patentlerle ilgili ücretsiz hizmet verilmelidir.


  5. TPE"nin bütçesi yeterli olmadığı için yüksek patent harçları sanıldığı öğrenilmektedir. TPE'nin bütçesine yardım etmek için buluş adamının kafasına balyoz gibi patent harcı salmak yerine TPE'nin ihtiyaçlarının herhangi bir fondan aktarma yaparak ve TBMM'de bütçesine yeterli kaynak tahsis edilerek karşılanması gerekir.


  6. Yeni patent yasasının düzeni çok karmaşıktır. Sanki bilmece gibidir ve buluş adamı tarafından kolayca anlaşılamamaktadır. Yasada buluş adamının uyması gereken bazı süreler çok kısa tutulmuştur. Bir haftalık cevap süreleri vardır. Posta gecikmesi, kent dışında olma, hastanede olma gibi nedenlerle bir haftalık cevap süresi rahatlıkla aşılabilir ve buluş adamının başvurusu zaman aşımı nedeniyle işlemden kaldırılabilir.

    Gerek patent yasasının düzensizliği ve karmaşıklığı gerek kısa cevap süreleri, patent işlemlerini yürütmek için bir patent bürosunu, ajansını veya avukatını gerekli kılmakladır.

    Sanki buluş adamı trilyoner ve para musluktan su gibi akıyor. Devlete, bir patent başvurusu ve inceleme için ödenecek 80 milyon TL. az geliyor, bir de patent bürosuna 20 milyon TL. versin de oldu olacak işi toparlak hesap 100 milyon liraya bağlayalım; gariban buluş adamı bu servet büyüklüğündeki parayı nereden bulsun? DPT, yeni patent yasası tasarısını hazırlamak için kurduğu komisyona, patent yasası ile ilgili birinci derecede taraf olan. buluş adamlarının haklarını koruyan anayasal gönüllü kuruluş, buluş adamları derneği temsilcisi ile gene birinci derecede resmi taraf olan Sınai Mülkiyet Dairesi Başkanlığı temsilcisini dahil etmemiştir. Gerek buluş adamları derneğinin gerek Sınai Mülkiyet Dairesi Başkanlığı'nın (bugünkü adıyla TPE) isteklerini, görüşmelerini iletmelerine olanak vermesi ve tasarının Buluş Adamları Derneği'nin mütalasından kaçırılmış olması dolayısıyla Buluş Adamları Derneği'nin yasa çalışmasından dışlanması demokratik hukuk devletinin eşit katılımcılık ilkesine ters düşmektedir. İlgili tüm tarafların katılacağı yeni bir komisyon kurularak patent yasasının, yukarıda açıklanan aksayan yönlerinin düzeltilerek değiştirilmesi için çalışmalara hemen başlaması gerekli görülmektedir.


  7. Devletin Buluş Adamları Derneğine, dünyada uygulama ve benzer (mekan temini, personel-ofıs makina-techizatı tahsisi ve bütçesinin finanse edilmesi gibi) teşvikleri getirmesi gerekli görülmektedir. Bu konuda TÜBİTAK. KOSGEB ve TTGV'nin yasalarında ilgili hükümler mevcuttur. Ancak bugüne kadar bu teşvik görevleri yerine getirilmemiştir.

    TBMM'de kurulacak bir ulusal buluş ve yeni teknoloji komisyonu kanalıyla bu kurumların, buluş adamlarına ve derneklerine yapmaları gereken teşvikleri yerine getirip, getirmedikleri kontrol edilmelidir.

 

TÜRKİYE EKONOMİSİ'NİN GÜÇLENMESİNDE BULUŞLARIN ÖNEMİ VE BULUŞ SAYISININ ARTIRILMASI GEREĞİ

Türkiye'nin gelişememesinde ve yıllardan beri çektiği ekonomik sıkıntılarda, dış teknoloji boyunduruğuna girmesinin büyük payı vardır.

Türkiye, kendisi teknoloji geliştirmeyip ihtiyacı olan malları dıştan alarak büyük kaynak ve döviz kaybına uğramaktadır. Özellikle askeri, resmi araç, gereç dış alımları Türkiye'ye yerli teknoloji ile üretimden birkaç kat daha pahalıya malolmaktadır.

Gene Türkiye kendisi geliştirmeyip üretim için gerekli teknolojiyi dıştan satın alarak iki sorunla karşı karşıya kalmaktadır. Transfer edilen (ithal) teknoloji genelde eski olduğu için bu teknoloji ile üretilen mallar yalnız iç pazarda pahalı fiyatlarla ve güçlükle satılarak halkın servet kaybına yol açtığı gibi zayıf rekabet gücü nedeniyle dışta satılamayarak ülkeye döviz kazandırmamaktadır Öte yandan bir ülkenin (Türkiye'nin) savunmasında yaşamsal önemi olan hava savaş sanayiinde Amerika gibi süper güce bağlı olarak ortaklaşa üretime geçmenin büyük yararı yanında büyük sakıncaları da vardır. Şöyle ki, Türkiye tek başına özgün, ulusal uzay ve hava sanayi teknolojisi geliştiremeyecek; hep Amerika'ya ve teknolojisine muhtaç ve bağımlı kalacaktır. Türkiye'nin olası bir savaş sırasında Amerika'nın kendine göre herhangi bir nedenle, baskı uygulamasına baş vurarak Türkiye ile ortaklaşa hava savaş araç ve uçakları üretiminden vazgeçerek gerekli bilgi ve malzemeleri vermekten kaçınması durumunda Türkiye'nin dış ortaklı ulusal hava savunma sanayisi çökecek ve bundan Türkiye'nin savunması dolayısıyla bağımsızlığı büyük yara alacaktır.

Bu nedenle Türkiye mevcut Amerikan ortaklı jet uçağı sanayii dışında gövde tasarımı Türk özgün teknolojisi ile yapılan ve başlangıçta motoru dıştan alınan yeni bir savaş sivil uçak üreten fabrika kurmalıdır (Rusya'nın airbus tipi uçak üretim modelindeki gibi). Bu yöntemin avantajı iki yönlüdür:


  • Öncelikle uçaklar birkaç kat daha ucuza mal olacaktır.


  • Savaş halinde motor alınan ülke ile ilişki bozulduğunda uçak motoru başka ülkeden alınabilecek, her durumda savaş uçaklarımız bulunacak ve savaşabilecektir. İleri aşamada motorda ulusal teknoloji ile üretilerek dış satım yapılacak döviz kazanılabilecektir.

Türkiye'nin ulusal yeni teknoloji ile üretim yapacak ulusal sanayi girişimleri çokça dış telkin ve pazar kapma oyunlarıyla hep kösteklenmiştir. Cumhuriyet'in ilk yıllarında kurulan uçak fabrikaları devletin destek alımı eksikliği nedeniyle kapanmıştır. Türk yetkilisinin, Türk özel uçak üreticisine "bedava verirsen belki alırım, çünkü Amerikalılar bedava veriyorlar" biçimindeki ifadesi, Türk uçak endüstrisinin dış güçler tarafından nasıl yıkıldığını açıkça göstermektedir. Ankara Etimesgut'ta kurulan kamu uçak ve uçak motor fabrikaları dış telkinle kapatılmıştır. "Türkiye bir tarım ülkesi ve traktöre ihtiyacınız var, uçak fabrikası size yüktür" telkini ile bakanları ikna ederek elimizin tersiyle Avrupa'dan gelen 30 uçaklık teklifi geri çevirmemize dolayısıyla Ankara Etimesgut uçak fabrikasının kapanmasına yol açan İngiliz heyeti daha sonra aynı işi İngiltere'nin kapmasını sağlamıştır.

1930'lu yıllarda, altıncı uçuşundan sonra ne zaman düşeceği belli olmayan Çekoslovak yapısı uçakları alan ve İkinci Dünya Savaşı başladığında, otuz saatlik uçuştan sonra subabları eriyen İtalyan uçaklarını tercih eden Türkiye kendi özgün teknolojisi ile üretilen özel sektör uçaklarına yüz vermeyince prototipler elde kalmış ve fabrikalar kapanmıştır. Oysa bugün İngiltere'nin meşhur Rolls-Royce lüks otomobil fabrikasının yaşamasını sağlamak için İngiltere destek alımı yapmaktadır.

İngiltere, sefaretlerine belli sayıda Rolls-Royce otomobil alım şartı getirmektedir. Japon saatlarinden olumsuz etkilenen yerli saat üreticilerine İsviçre destek vermektedir.

Yakın geçmişe bakıldığında yabancı firmalar dıştan ve Türk bürokrasisi içten birlikte Türk uçak sanayisini yıkmışlardır. Devlet Ulusal Teknoloji girdili uçak sanayisini desteklememiştir. Böylece Türkiye hava sanayiinde dışa bağımlı hale gelmiş ve helikopter, askeri uçak dış alımları yüzünden Amerika'ya büyük kaynak aktarmak zorunda kalmıştır.

Amerikan yardımı hibe kampanyasının sonucu 1960'lı yılların sonuna doğru Türkiye'de tüfek yapımı dahi durmuştur.

Türkiye bulunduğu stratejik konum ve yaratılan iç dış bölgesel huzursuzluklar nedeniyle Amerika'dan ve dünyadan büyük miktarda savaş araç-gereci satın almak zorunda kalarak, Türk halkının aç kalması pahasına Amerika'ya ve diğer ülkelere trilyonlarca liralık büyük AR-GE kaynağı aktarmakta ve süper güç olmalarına önemli katkıda bulunmaktadır. Çünkü birkaç kat şişirilmiş aşırı yüksek fiyatla satın alınan her savaş araç gerecinin fiyatında AR-GE maliyet payı önemli yer tutmaktadır. Sonuçta Türkiye kendi milletinden kıstığı AR-GE finansmanını başta Amerika olmak üzere yabancı firmalara cömertçe saçarak bu ülkelerin Türkiye karşısında teknolojide güçlenmesine, kendisinin ise hem teknolojide hem de ekonomide geri kalmasına büyük katkıda bulunmakladır.


  • Amerika'nın ihracat gelirinde uçak endüstrisi birinci sırayı almaktadır.


  • İngiltere'nin ihracat gelirinde savaş araç ve gereçleri birinci sırayı almaktadır.

Türkiye hava, deniz ve kara savaş endüstrisini ulusal teknolojisi ile geliştirerek ileri ülkeler gibi ihracat kanalıyla döviz kazanmalıdır. Unutmamak gerekir ki birinci dünya savaşından bir yıl öncesine kadar Osmanlı İmparatorluğu döneminde Türkler hava gücü bakımından dünyada ikinci sıradaydı.

Kırk yıldır Türkiye'de çok güzel kalitede bira üreten Ankara Atatürk Orman Çiftliği ve İstanbul bomonti bira fabrikalarının son zamanda iyi çalışmadıkları, bütçeye yük oldukları gerekçesiyle kapatılmaları kararı gene dünyadaki firmaların pazar kavgası sonucudur. Türkiye pazarına birkaç yabancı bira üreticisi firma girene kadar kamunun bira fabrikaları gayet güzel çalışırken ve hazineye yük olmadan kaliteli, ucuz bira üretirken bu yabancı firmalar geldikten sonra kamunun ürettiği biralarda hem kalite hem de dağıtım sorunu başgöstermiştir. Böylece piyasaya yabancı patent ile üretilen biralar ve yabancı firmalar hakim olunca kamu bira fabrikalarının satışı azalmış, zarar başgöstermiştir.

Bu sonuçta yabancı bira firmalarının çeşitli telkinleriyle kazanılan politik baskı kanalıyla kamunun bira fabrikası yönetiminde hatalı kararlar aldırılması ve kaliteyi koruyan Alman uzmanların dışlanması olasılığı çok yüksektir.

Batının, Türkiye'ye telkin ettiği serbest rekabetin arkasına sığınarak açık, gizli, oyun, baskı ve telkinlerle, kurulu kamu-özel üretim tesislerini çökertip ülke pazarının giderek tümden yabancı firmalar tarafından kapatılmasına ve milletin dış teknoloji, mal uşağı haline dönüştürülmesine yol açmasının ne denli tehlikeli olduğu yukarıda açıklanan uygulamalardan açıkça görülmektedir.

Bugün Türk mühendisleri, bilim buluş adamları, araştırmacı ve işçileri üstün teknoloji geliştirme ve üretim yapma yeteneğine sahiptirler.

Türkiye yabancıya karşı kompleksini bir yana bırakıp, kendi yetişmiş beyin gücünü kollayarak ve devreye sokarak kısa zamanda gelişmiş ülke düzeyine çıkabilir.

Atatürk'ün 70 yıl önce Türk gazi ve şehitleri ile birlikte yedi düvele karşı çarpışarak kurtardığı güzel ülkemizin kent çevresindeki toprakları günümüzde rahat kazanç sağlayan rant aracı haline gelmiş, arsa spekülatörleri buralara el koymuşlardır. Rantçı arazi sahiplerinin aşırı yüksek fiyat talepleri, tüccar, vurguncu kökenli kişilerin dışında, Türk mühendislerinin geliştirdikleri ulusal patentleri üretime aktaracak makul fiyatlı sanayi arsası edinmelerini önlemekte ve Türkiye dış satım yaparak döviz kazanabileceği, rekabet gücü yüksek üretimden mahrum kalmaktadır.

Böylece ülkede endüstriyel üretim kapasitesi arttırılamadığı için arsa ve arazi spekülasyonu dolaylı olarak milletin refahına da set çekmektedir. Çünkü yerli patentler üretime aktarılamayınca ülkeyi ithal ürünler doldurmakta, bunun doğal sonucu ise bütçe açığı, dış borç ve enflasyon altında inleyen Türk halkıdır. Yakılacak çay gibi tarımsal ürün alımı için dünya fiyatlarının çok üstündeki sübvansiyon ile trilyonlarca lirayı yakmak yerine, ileri ülkelerdeki gibi ulusal buluşları destekleyecek ve organize edecek kaynaklar hızla devreye sokulmalıdır. Bu kaynak 1.5 milyar dolardan daha az olmamalıdır.

 

SANAYİ ARSASI SORUNU

Devlet, illerde sanayi bölgeleri kurmuştur. Bunlar küçük sanayi siteleri ile organize sanayi bölgelerinden oluşmaktadır. Amaç, sanayiciye ucuz, taksitli ödeme kolaylıkları olan, sanayi altyapılı üretim yeri ve arsası sunarak sanayi yatırımlarını teşvik etmek, ülkenin sanayileşmesini yönlendirmek ve organize etmektir. Ancak küçük sanayi siteleri, alt yapıların tamamlanamaması yüzünden devreye giremeyince mevcutların kira veya satış fiyatları aşırı yükselmektedir. Organize sanayi bölgelerinde rantçılık yapıldığı için arsa fiyatlarının yanına yaklaşılamamaktadır. Dolayısıyla patentli buluş sahibi bir mühendisin, buluş adamının burada yatırım yapması olası değildir.

Ankara, Sincan organize sanayi bölgesindeki sanayi arsalarını devletin ödeme kolaylıkları ikramı ile ele geçirenlerin, 20 yıldan beri bu bölgenin büyük bölümünü kullanmadan boş tuttukları, bu arsaların rant aracı haline geldiği, çoğunlukla arsa sahiplerinin sanayi tesisi kurmak yerine 4 yıllık inşaat süresi sonunda sanayi arsası ve bina satımı yoluyla tatlı rantı tercih ettikleri görülmektedir. Devlet kişilere sanayi tesisi kurmaları için ucuz arsa verecek fakat çoğunluğu sanayicilik yerine arsa rantçılığı yapacak. Bu fiyaskodur ve Türkiye'nin sanayileşmesini köstekleten başlıca etkenlerden birisini oluşturmaktadır.

Devlet bu olumsuz gelişmeyi seyretmektedir. Oysa devlet:


  • Organize sanayi bölgelerinde kendilerine sanayi arsası tahsis edilmiş (satılmış) olan kişilerin, ortağa devir adı altında ve yutturmaca ile arsalarının satılabilme imkanını basit bir karar ile yasak getirerek önleyebilir ve önlemelidir.


  • Küçük sanayi sitelerinde alt yapı (yol, su, elektrik vb.) yapımı için kredi gibi finansman kolaylıkları getirebilir veya mahalli idarelere bazı yükümlülükler getirebilir.


  • Aynı şekilde devletin de Ankara, Sincan organize sanayi bölgesinde uygulandığı gibi, sanayinin teşviki için organize etmiş olduğu sanayi bölgelerinde, mülkiyetindeki sanayi arsalarını yüksek rayiç değer üzerinden satarak elden çıkardığı görülmektedir. Ülkeye döviz getirici imalat yapabilecek "patentli ulusal teknoloji yatırımlarına" tahsis ederek Türkiye'nin güçlenmesini organize etmek dururken devletin bu arsaları, önüne gelen kapitaliste yüksek fiyatla satması, hazineye bir miktar para getirebilir. Ancak devletin küçülmesi modasına uyularak yapıldığı anlaşılan bu tür uygulamalar, uzun yıllar önce kurulmuş bulunan sanayi ve teknoloji desteklerini büyük çapta ortadan kaldırarak başı boşluğa ve vahşi kâr talanına yol açmaktadır.

    Japonya gibi liberal ekonomi uygulayan ülkelerde devlet teknoloji ve endüstriyi teşvik için herbiri kent büyüklüğündeki ve 2000 hektar alanlı 26 adet Araştırma-Geliştirme arazisini istimlak ederek elinde tutarken, Türkiye'de devletin elindeki az sayıda, çok küçük sanayi ve teknoloji arsalarını kapitaliste satmasının mantığını anlamak olası değildir.


  • Öte yandan arsa ve araziye para yatırarak elde edilen müthiş rant yoluyla zahmetsizce kazanç sağlama olgusu, kent çevresindeki insanlarımızı tarım, sanayi üretimi yerine arsa alım-satımı ile, ülke için prodüktif olmayan emlakçılık ile para kazanmaya yöneltmiştir.


  • İlçe kent çevrelerinin imar planına dahil edilmesi sonucu konut rantı beklentisi ile arsa fiyatları zıvanadan çıkmıştır.


  • İlçe belediyelerinin sanayi bölgesi olarak saptadığı ve alt yapısını halkın parası ile yaptığı arazilerin fiyatları hemen onlarca kat yükselerek, arsa sahiplerine oturdukları yerde büyük ve haksız rant sağlamaktadır.


  • Gecekondular ve konutlar tüm kent alanlarını kaplamış, kentin yaşamı, insanların geçimi ve üretim için fonksiyonlardan birisi olan "sanayi bölgesi" ihmal edilerek alanları çok küçük tutulmuştur. Örneğin Ankara'da %70'lere varan konut alanına karşılık sanayi alanının % 2.5 gibi küçük düzeyde bulunması, birçok üretici mühendis yetiştiren teknik üniversiteleri olan bir başkent için çok yetersiz görülmekledir.

Sonuçta, Türkiye'de kent çevrelerindeki araziler boş durmakta, ulusal teknolojisini sanayi üretimine aktararak ülkeye döviz kazandırıcı yatırım yapmak isteyen girişimci mühendis de eli kolu bağlı durmaktadır. Türkiye böylece dünyada rekabet edebilecek ve milletin refahını yükseltecek sanayi malı üretiminden mahrum kalmaktadır. İlgili kuruluşların bir araya gelerek bu soruna ivedi çözüm getirmeleri ve atıl duran yetişmiş beyin gücünü, mühendisleri sanayi üretimine özendirmeleri önem taşımaktadır.

 

ULUSAL PATENTLERE YATIRIM İHRACAT TEŞVİKLERİ SORUNU

Türkiye'de sanayi yatırım teşviklerine bakıldığında genelde geri kalmış yöre olarak tanımlanan teşviklerin çokça doğuya yöneltildiği, ulusal buluşların yatırıma aktarılması ve ihracatı için bir destekleme getirilmediği görülmektedir.

"Orta ölçekli sanayi, büyük ve küçük sanayi arasında sıkışmıştır." 1950'li yıllardan beri büyük sanayi yoğun biçimde desteklenerek gelişmiştir. Aynı şekilde küçük sanayi sitelerinin kurulmasına önem verilmiştir. Her iki sektör de transfer teknolojiye dayalı olarak iç pazara yönelik üretim yaptıkları için Türkiye'nin döviz sorununa çözüm getirebilecek olguyu bünyesinde taşımamaktadır.

Büyük sanayi dış teknolojiyi satın alarak üretilecek malın parçalarını kısmen kendisi yapmakta ve kalanı da küçük sanayide yaptırarak montajını tamamlamaktadır. Böylece her iki sanayi birbirini tamamlamaktadır, ancak iç tüketim için üretim yaparak bunu sağlamaktadır.

Türkiye, dış satıma yönelik üretim yapacak, ulusal buluşlarına dayalı orta ölçekli sanayisini kuramadığı için döviz bunalımında rahatlama sağlayamamıştır.

 

PATENTLİ TÜRK BULUŞLARINI DÖVİZ KAZANDIRICI YATIRIMA ÖZENDİRİCİ TEŞVİKLER, ORGANİZASYONLAR


  1. Ankara, Sincan organize sanayi bölgesi örneğinde olduğu gibi, Türkiye'de devletin yarattığı kolaylıklarla sanayi arsası elde etmelerine rağmen bu yerleri uzun yıllar sanayi üretimi için kullanmayarak elinde tutan kişilere belli bir yatırım süresi tanınması ve bu sürede üretime başlamayanların arsa tahsislerinin geri alınarak, ulusal patentini üretime aktaracak yatırımcılara tahsisi gerekmektedir. Nitekim Türkiye'de turistik tesis yapacaklara, Turizm Bakanlığı kanalıyla belli yönetmelik şartları uyarınca hazine arazisi tahsis edilerek turizm yatırımları teşvik edilmektedir.


  2. Dünyadaki uygulamalara bakıldığında, gelişmiş ülkelerin 2000 hektar, 25 km2 gibi büyük alanları kamulaştırarak AR-GE alanları (bilim kentleri, teknoparklar) kurdukları görülmektedir. Bu alanlar devletin mülkiyetinde tutularak araştırmaya, akademik eğitime ve ulusal teknolojik seri üretim yapan fabrikalara tahsis edilmektedir. Japonya 150.000-200.000 kişilik bu tür 26 adet büyük teknopark bilim kentlerini bu asrın sonuna kadar bitirmek üzeredir. Bu uygulamanın önemli bir özelliği, kullanıcıya yer satmak yerine yer tahsis etmek yoluyla arsa spekülasyonunu önlemektir. Çünkü yerin mülkiyeti verildiği anda arsa spekülasyonu başlamaktadır.


  3. Türkiye'nin özellikle dışta satılabilir, rekabet gücü yüksek mal üretebilmesi için öncelikle, üniversitesi bulunan büyük il yakınlarında 2000 hektar veya 25 km2 gibi 150.000-200.000 kişilik büyük alanların kamulaştırılması ve alt yapısının yapılması suretiyle bilim parklarının science-park) veya teknoloji kentlerinin ivedi kurulması ve mülkiyeti devletin elinde kalarak burada:


    1. Teknik yüksek eğitime,


    2. Bireysel araştırmacılara,


    3. Araştırma merkezlerine,


    4. Ulusal-ileri teknoloji, buluşların yapılmasına ve seri üretime aktarılmasına yer tahsisi yapılması gerekmektedir.

    Teknoloji kentlerinin arazi istimlak ve alt yapısı için her yıl bütçeden bir milyar dolar karşılığı kaynak aktarılmalıdır.

    Bu işlem yıllar alacağı için ulusal patentine bağlı yeni teknolojisi ile yatırım yapacak Türk mühendislerine, mevcut boş kapasite kullanılarak devletin sanayi arsası veya seri üretim yeri tahsis etmesi gerekmektedir. Çünkü Türkiye'nin döviz kazanmak için beklemeye tahammülü yoktur.


  4. Türk mühendisleri ve araştırmacıları tüccar kökenli olmadıkları için büyük kapitalleri yoktur. Eğitimleri gereği Türkiye'nin dışta satılabilir malını geliştirecek ve üretecek olan kişiler bunlardır. Ancak büyük yatırım harcamaları ile üniversiteler açmak, mühendis ve araştırmacı yetiştirmek tek başına yeterli değildir. Mühendisin serbest piyasa şartlarında çalışabileceği makul fiyatlı iş yeri (arsa-mekan) olanaklarının sağlanması için de büyük yatırımlar gerekmektedir. Çünkü yetişen mühendis, bilgisini üretime aktararak rekabet gücü yüksek mal üretemediği sürece kendisine yapılan büyük yatırım boşa gidecektir.


  5. Ankara, Sincan gibi organize sanayi bölgelerindeki kullanılmayan, boş arsaların ve küçük sanayi iş yerlerinin kaç kez el değiştirdiği araştırılarak devletin uyguladığı teşvik sisteminin nasıl yozlaştığının saptanması ve yozlaşmayı önleyici tedbirler getirmesi gerekli görülmektedir.

 

SANAYİ VE TEKNOLOJİDEKİ YENİDEN YAPILANMADA GÜMRÜK BİRLİĞİ'NİN ETKİSİ

Türkiye'nin dış ticaret açığını kapatmanın ötesinde ticaret fazlası sağlayarak GSMH'yı yükseltmek için uluslararası rekabet güçlü mal üretimini artırması gereği açıktır.

Türkiye'nin artık globalleşen dünya pazarında yerini alması ve içinde bulunduğu Avrupa'nın gümrük birliğine girmesi gerekmektedir. Çünkü gelişmiş teknoloji, üretim ile rekabet zorunluluğu yerli endüstriyi ve AR-GE sektörünü kamçılayacaktır. Ancak Türkiye'nin güçlü Avrupa teknolojisi karşısında tökezlememesi için bazı teknolojik ve rekabet alt yapılarını güçlendirmesi gerekmekledir.

Avrupa Birliği de Türkiye'nin Gümrük Birliği'ne girebilmesi için teknolojik ve ekonomik bazı şartların yerine getirilmesini şart koşmakta, aksi takdirde birliğe almayacağını bildirmektedir.

Bu şartlar rekabeti, fikri ve sınai mülkiyeti koruma kanunlarının çıkarılması, mevcut olanların da dünya standartlarına uygun biçimde yenilenmesidir. İlgili yasalar çıkarılmıştır.

Ancak buluş ve yeni teknoloji geliştirme alt yapısı kurulmadıkça, mevcut kamu teknoloji destek kuruluşları rehabilite edilmedikçe ve buluşlar etkin desteklenmedikçe, bilakis buluş geliştirenin kafasına yüksek patent harçları balyoz gibi indirilirse, yasa çıkarmanın Türkiye'nin teknolojide gelişmiş ülkeler düzeyine çıkabilmesi açısından hiçbir kıymeti olmayacaktır.


  • Büyük müjdeler verilerek Risk Sermayesi Yatırım Ortaklığı kararı çıkmış ise de bugüne kadar bir uygulama görülmemiştir. Risk Sermayesi Sistemi'nin ivedi çalıştırılması gerekmektedir.


  • Ulusal AR-GE ve patentli ulusal buluşların yeni teknolojinin üretime aktarılmasında özel teşviklerin getirilmesi gereklidir.

13 Ocak 1995 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Yatırımlardaki Devlet Yardımları ile ilgili karar hükümlerine bakıldığında AR-GE için ve patentli buluşların seri üretime aktarılması için pratik uygulanabilirliği olan önemli özel teşviklerin getirilmediği görülmektedir.

Rekabet gücü olmayan dıştan satın alma veya bilinen eski teknoloji ile yapılan üretim yatırımına karşın patentli ulusal teknoloji ile üretim yatırımlarına öncelik tanımak gerekirdi.

Kararda önemli özel teşvik getirilmediği gibi sanayi kuşağı ile geri kalmış yöre sınırlamaları ve en az 6-10 milyar TL 'lık yatırım sınırlamaları getirilmiştir. Teknoloji geliştiren teknik adam kapitalist değildir, 6-10 milyar TL'yı nereden bulsun?

Türkiye ulusal teknolojide gelişerek uluslararası rekabet güçlü mal üretebilmek için ulusal yeni teknoloji geliştiren ve patentli yeni teknolojisini, buluşunu seri üretime aktaran sektöre diğer yatırımlara göre ayrıcalık tanımak ve daha kapsamlı teşvikler vermek zorundadır. Kullanılabilme olasılığı çok düşük, cılız teşviklerin yararı ve anlamı yoktur.

6-10 milyar TL.'lık yatırım alt sınırının ulusal teknoloji sektörü için büyük oranda indirilmesi, yatırım yöre farkının kaldırılması, arazi sağlama, diğer teşviklerde öncelik sağlama gibi ulusal AR-GE'ye ve ulusal AR-GE'nin seri üretime aktarma yatırımlarına ayrıcalık ve öncelik sağlamak büyük önem taşımaktadır.

Ancak bu şekilde dış rekabet güçlü mal üretmek ve Avrupa Gümrük Birliği'ne girildiğinde kaliteli, ucuz yabancı mallar ile rekabet etmek mümkün olacaktır.

Almanya, Mısır, Kanada, Fransa gibi ülkelerdeki uygulamalara benzer olarak Türkiye'de de bütçesi ve yurt genelinde teşkilatı olan "Araştırma ve Teknoloji Bakanlığı" kurulması ve tüm AR-GE altyapı, eğitim, teşvik gibi uygulamaların bu bakanlık bünyesinde yürütülmesi önem taşımaktadır.

Teknoloji dalında Türkiye'de yetişmiş beyin gücü olmasına karşın organizasyon, teşvik ve finansman eksikliği görülmektedir. Öte yandan mevcut kanıtı AR-GE destek kuruluşlarının, Türkiye'nin teknolojide gelişmesine bir katkıda bulunamadıkları da açıkça görülmektedir. Nitekim Türkiye OECD ülkeleri arasında bilim ve teknolojide sonda birincilik elde etmiştir.

Türkiye Turizm Bakanlığı kurarak ve turizmi teşvik kanunu kanalıyla önemli teşvikler vererek turizm sektöründe dünyada rekabet edebilir güce erişmektedir. Ancak bir ülkenin gelişmesi için yalnız turizm döviz geliri yeterli değildir. Esas gelişme ulusal teknoloji ve buna bağlı rekabet güçlü sanayi üretimindedir. Bu nedenle teknolojideki otorite dağınıklığı giderilerek AR-GE sektörünün Bakanlık çatısı altında toplanması ve etkin teşvik, finansman desteğinin verilmesi önem taşımaktadır.

Toplu konut idaresi, bin hektar gibi büyük toplu konut alanları istimlak ederek. kooperatiflere ucuz arsa vererek veya ihale yoluyla konut yaptırarak halka ödenebilir taksitlerle satın alabileceği ucuz konut üretmektedir. Konut önemlidir. ancak ekonomiye katkısı olmayana ölü bir yatırımdır. Oysa buluş ve yeni teknoloji yatırımları sanayinin rekabet gücünü artırması ve ekonomiye olumlu katkısı nedeniyle insanların refahı açısından daha önceliklidir.

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, turizm ve toplu konut sektörlerindeki başarılı uygulamaları örnek alarak ulusal buluş üreticisine ucuz sanayi arsası ve iş yeri üreterek ödenebilir taksitlerle devretmelidir.

Teşviklerde önemli bir konu da dış satım kredilerinin getirilmesidir. Diğer ülkeler kendi firmalarına dış kredi veriyorlar. Dışta iş yapan Türk buluş adamları devlet kredisi almadıkları için daha başlangıçta iş alma imkanlarını yitirmektedirler.

 

TÜRKİYE'NİN BİLİM VE TEKNOLOJİ POLİTİKASI

Türkiye'nin bilim ve teknoloji politikası var fakat bu politikanın yürütülmesinde ve desteklemede kullanacağı para yok. Büyük çapta teknoloji ve bilimde gelişmeyi desteklemek üzere kurulmuş olan Geliştirme ve Destekleme Fonunda kuruş yok.

Ulusal buluşları yurt dışında tanıtmak için buluş adamlarınca istenen devlet desteğine TÜBİTAK, çok kısa bir red yanıtı vermiştir: "fonda ödenek yok".

Para olmadan TÜBiTAK'ın araştırmayı ve buluşları nasıl destekleyeceği de bilinmemektedir.

TÜBİTAK yasası değiştirilerek bütçesinin yarısının buluş adamlarına harcanması sağlanmalıdır.

Bir taraftan GSMH içinde AR-GE harcama payını %1'e çıkarmayı planlayacaksın, öte yandan gerekli kaynağı yaratmayacaksın.

Türkiye'de artık kaynak yaratmadan alınan politik destek kararları sistemi ortadan kalkmalıdır. Eğer bir politika üretiliyor ise gereği olan kaynak da bulunmalı ve harcanmalıdır.

 

TÜRKİYE TEKNOLOJİDE AYIRIMLAR ÜLKESİ OLMUŞTUR

Türkiye'deki bilim ve teknoloji sektörüne bakıldığında ortada bir sürü ayırımın bulunduğu görülmektedir. Bunlar:


  1. İleri-geri teknoloji,


  2. Yüksek-alçak teknoloji,


  3. Yaşlı-genç araştırmacı (girişimci),


  4. Amatör-profesyonel araştırmacı (girişimci),

biçimindedir. Üniversiteden kaynaklanan bu ayırımlar kaldırılmalıdır.

Bilim ve teknoloji yüksek kurulu tarafından saptanan "jenerik teknolojiler", teknolojide belli düzeye gelmiş ileri ülkelerin politikalarıdır. Aynen uygulamak ve yalnız bu teknolojileri desteklemeğe çalışmak hemen hiçbir şey yapmamakla eş anlamlıdır. Zaten Türkiye 40 yıldır bu yüksek hayallerle vakit geçirmekte ve kendisi geliştirmediği için dış teknolojiye muhtaç kalmaktadır.


  • Türkiye'nin ileri-geri, alçak-yüksek, üniversite-bireysel teknoloji gibi ayırımı yapmadan tüm yeni buluş ve teknolojileri, yeni patentleri destekleyerek kendine her yönden döviz sağlaması gerekir.


  • Buluş ve yeni teknoloji çalışmalarının desteklenebilmesi için ilgili fonlara yeterli kaynak aktarılmalıdır.


  • Bilim ve teknoloji politikaları saptanırken Türkiye'nin şartları dikkate alınmalıdır.


  • Türkiye'de teknoloji kamuoyu yaratılmalıdır. Bu amaçla TRT'de bir kanalın ağırlıkla ulusal buluş ve teknolojiye ayrılması önem taşımaktadır.


  • Kamu AR-GE kuruluşu TÜBiTAK'ın 1994 yılı bütçe harcamaları iki trilyon TL'dır. Oysa buluş-yeni teknoloji geliştiren ve patent alan bireylerden, sanayici, esnaftan oluşan AR-GE özel sektörünü temsil eden Buluş Adamları Derneği gibi anayasal AR-GE kurumlarına devlet bugüne kadar tahsisat ayırmamıştır. Serbest rekabet ortamında devletin sektörleri eşit ağırlıkla gözetmesi ve yaşatması önem taşımaktadır.

Eğer devlet AR-GE ödeneğinin hemen tümünü kamu AR-GE kurumuna ve bürokrasisine verir de AR-GE özel sektörüne ve temsilcisi kuruluşlara hiç pay vermez ise bu ancak ağır bir "Devletçilik" ile tanımlanabilir. 40 yıldır uygulanan bu tür politikanın, Türkiye'nin teknolojide gelişmesi açısından hiçbir yararının olmayacağı, sanayinin hala % 80 oranında dış teknoloji ile üretim yapmak zorunda kalmasından bellidir. Bu da göstermektedir ki Türkiye'nin ürettiği sanayi malının dış rekabet gücü son derece azdır. Çünkü aldığı veya kopya ettiği teknoloji eskidir ve Türkiye'ye döviz getirmemektedir.

Artık Türkiye'nin bilim ve teknoloji politikasında kesin dönüş yapması ve kamu AR-GE kuruluşları yanında AR-GE özel sektör temsilci kurumlara yaşatmak ve etkin çalıştırmak için ağırlıklı biçimde bu kurumlara destek kaynağı aktarması önem taşımaktadır. TÜBiTAK'a devlet yılda iki trilyon TL. tahsis ediyorsa aynı miktarda kaynağı özel buluş adamları temsilcisi kurumlara da tahsis etmesi gerekmektedir.

Türkiye TEKNOLOJİDE DEVLETÇİLİĞİ azaltırken TEKNOLOJİ ÖZEL SEKTÖR KURUMLARINI kurmalı ve yaşatmalıdır.

Aksi halde Türkiye güçlükle biriktirdiği değerli dövizini silah, araç, gereç alımı için diğer (süper) ülkelere dağıtarak ve döviz borcunu artırarak ekonomisini zayıflattığı gibi politik alanda güç yitirmekte, silah satış ambargoları ve kullanım kısıtlamaları ile karşılaşmakta, küçük düşmekte ve baskı altında tutulmaktadır Çevremizdeki çoğu ülkeler süper güçleri görünmeden arkalarına alarak topraklarımıza göz dikmişlerdir.

Türkiye savunma sanayiinden inşaat, iş, tekstil makinalarına, enerjiden deterjana ve biraya varana kadar hemen tümüyle dış teknoloji boyunduruğunda çırpınırken ATMOSFERİ ve STRATOSFERİ geride bırakarak 50'km. 'den öteye UZAY'A çıkma ve nükleer teknoloji hayallerini saklı tutarak bilim ve teknoloji önceliklerini gerçekçi saptamak gerekir.

Öncelikler saptanırken Türkiye'nin en çok döviz harcadığı ve diğer ülkelerin çokça alım yaptıkları sanayi alanlarına öncelik vermek gerekir.

Türkiye bu alanlarda geliştireceği buluş ve yeni teknolojiler ile üreteceği ürünler kanalıyla hem dışa döviz kaçışını azaltabilecek hem de dış satım artışı yoluyla ülkeye döviz girişini artırabilecektir.

Böylece Türkiye'nin dış borçları azalacak, içte sağlanacak üretim ve gelir artışı ile milli gelir yükseleceği gibi vergi artışı kanalıyla devletin açıkları azaltılacak, yeni iş alanları açılacak ve sonuçta kronik hale gelen enflasyon düşürülerek halk rahat bir nefes alabilecektir.

Demek ki buluşlar ülkenin kalkınmasını ve halkın refahını sağlayabilecek en önemli aletlerden birisini oluşturmaktadırlar. Aksi halde Almanya her yıl Türkiye'nin bütçesinden büyük kaynağı AR-GE'ye harcamazdı.

Sungu BAZOĞLU

Şimdi bir de ilgili bu yazıya bakmanızı öneririm:

SUTA, Tümüyle Yerli Malı Sualtı Teknolojisi Üretiyor


Takip edilmekten korkmuyoruz!.. Takip için tıklayın: twitter.com/bilimbilmek

Anahtar sözcükler: bilim, bilim teknik, Patent Mevzuatının Buluş Geliştirmedeki Faydalı, Engelleyici Yönleri

Benzer Yazılar


Referans bilgisi: "Patent Mevzuatının Buluş Geliştirmedeki Faydalı ve Engelleyici Yönleri", 2000 , Bilim Bilmek sitesi, http://www.bilimbilmek.com/tr/patent-mevzuatinin-bulus-gelistirmedeki-faydali-ve-engelleyici-yonleri.html


 Bu sayfayı Facebook'ta paylaşın.

 Bu sayfayı Twitter'da paylaşın.


[Para Kazanma Yollar]
^.