Akademi...
Bu yazıyı okuyanlar önce şunları okudular:
Jorge Louis Borges "Averroes's Search" (J.L.P., Labyrinths, Penguin Modern Classics, 1974) isimli hikâyesinde İbni Rüşt'ün Aristo ile ilgili okumalarında "komedi" ve "trajedi" sözcüklerini gördüğünü ve kendi kültüründe hiç varolmamış bu kavramları anlayamadığını kendine özgü romantik öyküsel üslubu ile anlatır. Türkiye'de de "Akademi" kavramı bugüne kadar toplum tarafından bilinmeyen ve anlaşılmamış bir kavramdır. Bu olan bitenler de bunu kanıtlar.
Akademi dünyaya egemen olan ve sonunda Osmanlı İmparatorluğu'nu da yok eden Avrupa'nın kültürel ve maddi üstünlüğüne işaret eder. Çok önemli bilimsel bir simgedir. Avrupa ve Amerika'yı Batı yapan bilim adamının özgürlüğüdür.
Avrupa'da bilimsel gelişme kilise gözetiminde olan üniversitelerde değil, din adamı olmayan ve kendilerine laik denen düşünür ve araştırmacıların bağımsız olarak bir araya geldikleri ve Akademi adını verdikleri kurumlarda gelişmiştir. Bilim dini ve politik otorite dışında özgür düşüncenin yarattığı bir üründür. Kilise Galileo'yu hapsetmişti. Ama tarih onu haklı çıkardı. Galileo insanlığın ve özgür düşüncenin simgesi oldu.
Akademi de bir lüks olabilir
Batı dünyasında Akademi'nin evrensel önemi temelde bilimsel düşüncenin bu özgür konumundan kaynaklanır. Bilim Akademileri belediye meclisi, tapu dairesi ve dernek değildir. Avrupa tarihinde aklın üstünlüğünü ve zaferini simgelerler. Doğanın incelenmesi gerekliliği toplumun düşünürleri arasında belirli bir yoğunluğa erişmeden, düşüncenin insanın en büyük özelliği olduğu toplumun yöneticileri tarafından anlaşılmadan, bilim kavramı toplumun malı olmadan ne Akademi ne de üniversiteler geliştirilemez. Alışveriş merkezi gibi üniversite açılan, YÖK gibi bir gözleme kurulu yaratılmış bir ülkede Akademi de bir lüks olabilir.Bu kavramsal bilinçlenmenin toplum katında doğasını açıklamak için dünya tarihinin belki de en meşhur bilim adamı olan Isaac Newton'la ilgili, Batı'nın bilim mitolojisinin parçası olan ve Avrupalı çocukların bir amentü gibi bildikleri kimi olguları anımsamak yararlıdır. Galileo, Kepler ve Newton'dan söz etmeden modern dünya tarihi yazılmaz.
Yirmi dört yaşında beyaz ışığın başka renklerin karışımı olduğunu kanıtlayan Newton Gök Kuşağı ile beraber anımsanır. Yer çekimini keşfeden Newton ayağının ucuna düşen elma ile beraber ya da yaptıklarının okyanus kıyısında çakıl taşı toplamak olduğunu söylerken hayal edilir.
Gökler mekaniğinin kurucularından biri olarak, Leibniz'le beraber integral hesabının yaratıcısı olarak, akademilerin en ünlülerinden biri olan Royal Society'nin üyesi ve başkanı olarak, Cambridge üniversitesinde matematik hocası olarak ve Philosophia Naturalis Principia Mathematica isimli meşhur kitabı ile bir başka dünyada yaşar. Akademi statüsünü buna benzer olgularla kazanmıştır.
17. yüzyılda Londra'da başlayan Newton efsanesi sürüp gider. Bizim bilimsel geçmişimizin hikâyesi bile yok. Bizim Newtonumuz var mı? Neden olmadı? Bunları ve örneğin Darwin'in gezilerinin Royal Society'deki tartışmalarının bilmeyen kimse "Akademi" kavramını henüz bilmiyordur.
Avrupa'da ilk akademiler 16. yüzyılda açıldı. Bu Avrupa toplumunun bir gereksinmesine yanıt veriyordu. Ve kökeni Eski Yunan'a dayanıyordu. Çünkü Eflatun kurduğu felsefe kurumuna "Akademi" adını vermişti. Roma'da kurulan ilk akademi "Academia Dei Lincei"nin (Lince gece gören bir hayvan olan Vaşak'tır) kurucuları dünyadaki kimi karanlıkları aydınlatmak istiyorlardı. Sanıyorum Galileo da bunun üyesiydi. O sırada Avrupa'da üniversiteler üç yüz yıllık kurumlardı.
Kilisenin kontrolü altında teoloji ile beraber kilise ile ilişkisi olmayan avukat ve doktor da yetiştiriyorlardı. Akademileri kuran araştırmacılar ve bilim insanları ise dini konular dışındaki bilgileri arayanlardı.
Boş kavramlar ülkesi
Akademi bir kavram olarak anlaşılmadığı ve bilim alınır satılır bir meta olarak düşünüldüğü zaman Türkiye'de Akademi'ye gereksinme yoktur. Toplum kültüründe bir kavram oturmamışsa ona tekabül eden kurumlaşma kırılgan ve cılız olur. İçi boş da olabilir. Bilim ve sanat Avrupa ve Amerika'yı dünyaya egemen kılan ana kaynaklardır. Çağdaş dünyaya katılmanın tek yolu bu alanlarda gelişmiş dünyayı kurumsal düzeyde taklit etmektir. Biz her şeyi ithal ediyoruz. Ne var ki bilimsel özgür kurumlaşmaya sahip olmadan ticaretle çağdaş olamayız.
Çağdaş olamamanın eşdeğeri sömürge olmaktır. Yeni yüzyılda sömürgelerin başına jandarma dikmiyorlar. Daha nazik mali yöntemler var. Acısız ameliyat gibi. Türkiye bugün bilim açısından üniversiteyi bir liseye çeviren boş kavramlar ülkesidir.
Eğitim çürük bir cevize benziyor. Yenilebilen bir iki köşesi varsa bilinçli birkaç bilim insanımız olduğu içindir. Dünyanın başka ülkeleri ortaçağda kalan düşünsel gelişmelerini çağdaşlaştırmak için 19. yüzyıldan bu yana çaba sarf ediyorlar. Asya buna ulaştı. İslam ortaçağda gösterdiği büyük atılımı unutarak Avrupa ve Asya'nın müşterisi olarak kaldı. Atatürk'ün on beş yıllık büyük atılımına rağmen Türkiye'nin sorunu da hâlâ budur.
Tarih bugün için örnek olmaz. Ancak tarihin karmaşık verilerini bilmeden bugün doğru karar veremezsiniz. Dünyanın değiştiğinin farkına varmayan ama çok aptal biri olur. Akademi hakkında karar verenler şu soruları kendi kendilerine sormalılar: Osmanlı sultanları Topkapı Sarayı'ndan Dolmabahçe Sarayı'na sebep geçtiler? Birinci Dünya Savaşı'nda ikisi de Hıristiyan Avrupa temsilcisi iki sömürgeci devletten başka Osmanlı İmparatorluğu'nun ortak olacağı bir başka güç sebep olmadı? 1911'de Enver Paşa ve Mustafa Kemal İtalyanlara karşı yardım etmek için Libya'ya gittiler. Bugün ise Kaddafi'yi devirmek için NATO içinde çalışıyoruz.
Bu yüzyıllık süreç neyi yansıtıyor? Bunları ayrı ayrı sorarsak yanıtları da yüzeysel olur. Ama bütün bunların bizim Avrupa'dan ama 350 sene sonra akademi kurmamızla ilgisi olduğunu düşünün. Bilim ve sanatta geri kalmış, gelişmemişlik düzeyine mahkûm olmuş bir toplumuz. Bunların bilimsel geri kalmışlıkla, toplumun cahilliği ile ilgisi var.
Batı herşeyi denetim ediyor
Birbirinden bağımsız uygarlıklar dönemi ortaçağda kaldı. Bir tane çağdaş uygarlık var. O da birtakım kavramlar ve kurumlar üzerine kurulu. Ya bunlara sahip olacağız ya da bilimi, demokrasiyi, özgürlüğü, sanatı elden düşme mal satan bit pazarı satıcısı gibi ucuza alıp vereceksiniz. Bunun ciddiyetini anlayana kadar Batı bizi oyalayacak, aldatacak ve sömürecektir.Arap toplumları anlayamadıkları kavramlarla özgürlük peşinde koşuyorlar. Araplar bizim 20 senede yapıp söktüğümüz akademi gibi, demokrasi kurmak istiyorlar. Aslında her şeyi Batı denetim ediyor. Bu kafa kargaşasında TÜBA bir ikincil sorundur. Bilim kavramı yerleşmedikçe TÜBA'nın varlığı, sadece doğru işlediği sürece, bir övünç kaynağı, bir uygarlık simgesi olabilirdi. Ama şimdi bu şans da yok olmuştur.
Dünya yeni bir jeolojik çağa girmiş gibi alışılmış değerlerin yıkıldığı bir dönemde yaşıyor. Güzel reklamlar ve politik yalanlarla her gün dünyayı boğan cinayet ve sefaletleri perdeliyorlar. Bütün kurumlar, bankalar, para tellalları ve devletler amaçlarını yitirdiler. Eğer hâlâ sarılacak bir can yeleği varsa o bilimdir.
Bilimi devlet ya da kurumlar aracı olsalar bile, gerçek bilim insanları yaratır. Batı'da akıllı idareciler onlara danışır. Tayinle uzman ve bilim insanı olunmuyor. Her şeylerini taklit ettiğimiz Batı toplumlarının hiç olmazsa bilimsel tavırlarını taklit edelim. Académie Française Fransa'nın en meşhur kurumudur. Marechal Pétain'in ya da Mitterand'ın buraya dokunmaları söz konusu olabilir miydi? Bunlar bilincimizi acıtan düşüncelerdir.
Akademi üyeleri bilime katkıları, yayınları ile seçilir. Solcu-sağcı, Atatürkçü-Atatürk karşıtı, dinci-laik, hükümetten yana-hükümet karşıtı diye seçilmez. Bunu hiçbir zaman yapamayacak olan politikacılardır. Onun için akademi seçimi kendi üyeleri tarafından yapılmak zorundadır. Bunu yapamazsak kuruma verdiğimiz ad içeriğinin zavallılığını değiştiremez. Belki kimi unvan meraklısı üniversite hocalarını tatmin eder. Ancak kurum zamanın çöplüğüne atılır.
Kaynak: Doğan Kuban, Cumhuriyet, 12 Eylül 2011
Şimdi bir de ilgili bu yazıya bakmanızı öneririm:
Henri Poincare'in Bilim ve Varsayım Kitabı HakkındaDoğan Kuban
Takip edilmekten korkmuyoruz!.. Takip için tıklayın: twitter.com/bilimbilmek
Anahtar sözcükler: Türkiye'de bilim, Türk bilimi, bilim, akademi, TÜBA
Benzer Yazılar
- Henri Poincare'in Bilim ve Varsayım Kitabı Hakkında
- Sorunumuz TÜBA'dan Büyük
- Görünmezliğe Bir Adım Daha Yaklaşıldı
- Lhc'de Kara Delik Oluşabilir mi?
- Homo Floresiensies - Flores Adamı
- İnanılmaz Golün Şifresi Çözüldü
Doğan Kuban'ın Makalelerinden Örnekler
- Soru Sormayı Ne Zaman Öğreneceğiz?
- Sorunumuz TÜBA'dan Büyük
- Akademi...
- Dershane mi İstersiniz, Öğretim mi?
Referans bilgisi: "Akademi...", 2011 , Bilim Bilmek sitesi, http://www.bilimbilmek.com/tr/akademi.html
Bu sayfayı Facebook'ta paylaşın.
Bu sayfayı Twitter'da paylaşın.
